CHP Lideri Özgür Özel: “Erdoğan Bizimle Baş Edemiyor, Akın Gürlek Üzerinden İftira Attırmaya Çalışıyor”

29.04.2026

“ANAYASA MAHKEMESİ, HERKESİN ÜZERİNE TİTREMESİ, SAKINMASI VE HER TÜRLÜ TARTIŞMADAN UZAK TUTULMASI GEREKEN BİR KURUM”

“MUHİTTİN BÖCEK’İ İFTİRACI YAPMAYA ÇALIŞIYOR; ERDOĞAN BU MU SİYASİ REKABET, BU KADAR MI DÜŞTÜN?”

“ERDOĞAN’IN İFADELERİNİ BİR YENİ ADIM OLARAK GÖRÜYORUM; TUTUKSUZ YARGILAMA YAPSIN, MÜCADELEYİ HUKUK İÇİNDE VERELİM”

“GİZLİ TANIKLAR, İFADELERİNİN SAVCILAR TARAFINDAN YAZILDIĞINI VE KENDİLERİNE İMZALATILDIĞINI AÇIKLADI”

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya’yı ziyaret etti. Anayasa Mahkemesi’nde gerçekleştirilen görüşmenin ardından konuşan Genel Başkan Özgür Özel, “Değerli arkadaşlar biliyorsunuz dün Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıldönümüyle ilgili tören vardı, bu törene davetliydik. Ancak saat 14.30’da olduğu ve grup toplantı saatimizle çakıştığı için törene katılamamıştık. Anayasa Mahkemesi Başkanımıza, değerli heyetine bir hayırlısı olsun ziyaretinde bulunmak istedik. Bu ziyaretimizi de Seçim ve Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Gül Çiftçi, grup başkanvekillerimiz adına Grup Başkanvekilimiz Ali Mahir Başarır ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mansur Yavaş ile birlikte gerçekleştirdik” dedi. Özel, şunları söyledi:


“TÜM VATANDAŞLAR İÇİN EN BÜYÜK GÜVENCEDİR”

“Anayasa Mahkemesi bugünlerde Türkiye’de herkesin üzerine titremesi, sakınması gereken, her türlü tartışmadan uzak tutması gereken bir mahkeme. Hepimiz, bütün vatandaşlar için son güvence. Anayasa Mahkemesi’nin kararları yasama, yürütme ve yargı açısından bağlayıcı; son söz hükmünde. Gerekçeli kararın yayınlanmasından sonra da uygulanması gerekiyor. Bununla ilgili hukuki bir tartışma yok. Ama Türkiye’de zaman zaman siyasi tartışmalar yürütülüyor, yürüyor. Bu konu önemli bir konu ve her zaman zaten gündemimizde. Bunun yanı sıra Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlalleri noktasında vermiş olduğu kararlar, kararların uygulanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gittiğinde orada verilen kararların Türkiye’de uygulanması, bunların hepsi aslında hangi siyasi görüşten olursanız olun Türkiye’yi seviyorsanız, Türkiye’nin menfaatlerini düşünüyorsanız, Türkiye’nin ekonomisini düşünüyorsanız, Türkiye’nin dünyadaki itibarını düşünüyorsanız üzerine titrenmesi gereken meseleler. Biz Anayasa Mahkemesi’nin önünden aracımızla geçtiğimizde de aklımızdan bunlar geçiyor. Böyle bir ziyareti yaptığımızda da aklımızdan bunlar geçiyor. Tabii ki asla gündelik siyasi meseleler üzerine Anayasa Mahkemesi ziyaretinde, öncesinde, sırasında, sonrasında değerlendirmeler yapacak değiliz. Ama anayasa bir toplumun birlikte yaşama iradesinin kelimelere dökülmüş şeklidir ve her bir sayfası birbirinden değerlidir. Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetkilerini tarif eden sayfaya verdiğiniz önem, bir milletvekili için Meclis’e verdiği öneme; eğer yürütmedeyseniz, bakansanız bakanlığa; Cumhurbaşkanıysanız Cumhurbaşkanlığına verdiğiniz öneme; mal ve mülk sahibiyseniz de mülkiyet hakkına karşılık gelir. Sonuçta hepsi bir bütündür ve hepimize hepsi lazımdır.”

“ERDOĞAN DEĞİL, BAĞIMSIZ MAHKEMELER KARAR VERİR”

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın TBMM Grup Toplantısında partisine yönelik söylemleri hakkındaki soruya şu yanıtı verdi:

“Bir kere tabii bir grup toplantısındaki bu üslubu milletin takdirine bırakıyorum. Sözde efendim işte, Cumhuriyet Halk Partisi veya Genel Başkanı Özgür Özel işte dediğiniz gibi tehdit, hakaret, bilmem ne. Cümlenin kendini tekrar etsin, benim söylediğim hangi cümlede hakaret varmış? Ama daha şurada okuduğunuz cümlede siz kendiniz hatırlatma yaparken tırnak içinde hatırlatması yaptınız ki ‘Aman efendim cümleleri bana ait sanmayın, çünkü bu cümleleri söyleyecek durumda değilim ben’ diyorsunuz. Onun için diyorsunuz, ‘tırnak içinde söyledi’ diye. Çünkü tekrarının utanç vereceği cümleleri ülkenin Cumhurbaşkanı tutuyor, grup toplantısında söyleyebiliyor. Bir kere tam olarak şunu ifade etmek lazım. ‘Beytü'l-male el uzattınız’ diyor. Buna kim karar verecek? Buna bağımsız mahkemeler karar verecek. Bunu bugünkü Adalet Bakanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcısıyken iddia etti. İddia etmek için lazım olan bir kişiyi bulamadı, üç tane ağaca isim verdi. ‘Çınar’ dedi, ‘Ladin’ dedi, ‘Meşe’ dedi. Gizli tanıklara söyletti. O gizli tanıklar söylediğinden vazgeçti. Sonra o gizli tanık ifadeleri ile tutukladıklarını zorlayarak onları itirafçı sözü altında iftiracı yapmaya çalıştı. Dün itibari ile 14’ü, ‘Savcıların baskısıyla, yönlendirmesiyle’ diyerek ifadelerinden vazgeçtiler. Daha dün iki tane gizli tanık, Aziz İhsan Aktaş davasında, ‘Yok, yok görmedim. Sadece duydum, öyle duydum. Söyledim, yazmışlar. Altına imza attım’ diyerek gizli tanık olmasına rağmen ifadelerinin somut, kendi gördükleri bir tanıklığa değil, kulaktan duyduklarına ve bunların savcılar tarafından yazılıp kendilerine imzalatılmasına vurgu yaptılar. Böyle bir yerdeyiz. Ve kusura bakmasın ama artık bu kadar hakaretten sonra şunu söyleyeceğim. Sayın Cumhurbaşkanı utanmadan, sıkılmadan daha iddia edilen, iddia için ispatlardan yoksun bir iddianameye dayanarak mahkeme kararı olmadan; olsa ne yazar, istinaf da onaylanmadan; onaylansa ne yazar, Yargıtay’da kesinleşmeden hükmü kendi zihninde kesinleştirmiş zaten. Ve millete diyor ki, ‘Beytü'l-male el uzattınız’ diyor bize, ‘Hesap vermeye alışacaksınız’ diyor. Bir kez hesap verme iddiayla, yargılanmayla, kararla, istinafla değil; bir cezanın kesinleşmesiyle, infaz olur. Ama siz Mussolini gibi ön infaz yöntemi yapıyorsanız, ‘Bizim savcılar ola ki ispatlamaz, hakimler ola ki lafından çıkar, bunlar cezasız kalır. O yüzden yargılama beklemeye gerek yok, şimdiden infaz edeyim’ diyorsanız tam da bugünkü ifadeniz suçüstü halidir, tam da bugünkü ifadeniz itiraftır. ‘Beytülmale el uzattıysanız’ diyor ‘Hesap vermeye alışacaksınız.’ Bir kere bunu görelim. İkincisi bu kadar kendinden eminsen neden kaçıyorsun canlı yayından? Yazın konuşmadık mı? Şimdi siyaset mi yapıyoruz? Siyaset yapıyoruz. Siyaset gerçeği mi arar yoksa yalana mı tapar? Bu milletin gözüne baka baka ben dedim ki, ‘Ben o iddianameyi bekliyorum, arkadaşlarım yargılansın diye değil, bu iftiracıları yargılamak üzere.’ O günlerde Sayın Bahçeli ‘Canlı yayın talebi doğrudur, her şey milletin gözünün önünde olsun’ dedi mi, demedi mi? Bunu size sordular, ‘Bahçeli isabet buyurmuş, Sayın Bahçeli olur diyorsa olur’ dedin mi demedin mi? İddianame çıktı. Benim dediğim gibi çıktı. O yüzden canlı yayından kaçmıyor musunuz? Varsa cesaretiniz hadi bakalım çıkalım canlı yayın yapalım. Bu kadar net bir durum ortadayken hala daha konuşuyor.”

“ERDOĞAN’IN AÇIKLAMALARI, ÜSTÜNLÜĞÜN CHP’DE OLDUĞUNU TESCİL EDEN BEYANLARDIR”

“Kusura bakmasın ama ahlaki üstünlük dediğin şöyle bir şeydir; İddianame çıkarken ‘Canlı yayın yapalım’ deyince, muhalefet, ‘Hodri meydan’ deyince, ‘Hadi bakalım rezillikleri canlı yayınlansın’ deyip, iddianameyi görünce ve ana muhalefet talebinde, ‘ısrarlıyım’ deyip de siz bucak bucak kaçıyorsanız ahlaki üstünlük kusura bakmayın ama sizde aranmaz. Ahlaki üstünlüğün olması için bir kere ahlaken sözünün arkasında durman beklenir. İlk başta burada beklenir. İkincisi, yargı kararı çıkmadan çıkmış gibi söylemek yerine, yargıya güven telkin edecek sözler ve adımlar gerekir. Sen hukuku katlettirdiğin birini önce Bakan Yardımcısı sonra Cumhuriyet Başsavcısı, sonra Bakan yapıyorsan, bir ödül, ceza mekanizması kurduysan, işine gelen kararları terfi ettirip, işine gelmeyen karar veren hakimleri sürgün ettiriyorsan o zaman sende ahlaki üstünlüğün olmadığını millet görür. O yüzden psikolojik üstünlük bizdedir. O yüzden de çoğunluk enerjisi bizdedir. O yüzden ben siyaseti tam bir yıldır, 106 meydan meydan, sokak sokak kalabalıklarla yapıyorum. Çünkü çoğunluk enerjisi bendedir, o yüzden sen siyaseti yazın soğuttuğun, kışın ısıttığın salonlarda atadıklarınla yapıyorsun. Atanmışlara kendini alkışlatanla milletin desteğini arkasına alan arasında kusura bakmasın ama tabii ki psikolojik üstünlük farkı da olur, ahlaki üstünlük farkı da olur. Milletin ahlakına dil uzatmak için önce Türkiye’nin en ahlaksız siyasetinin yapıldığı, örneğin Ankara’nın yıllarca Melih Gökçek tarafından yönetildiği ve senin partiyi birlikte kurduğun 33 arkadaşının 30’u, ilk 3 arkadaşının ikisi diyorsa ki ‘Melih Gökçek yargılanmadan kimse yargılanamaz, Melih Gökçek’e bu sorular sorulamadan, kimseye sorulamaz’ deniyorsa bir de bunun üstüne ahlaktan bahsetmeyeceksin. ‘Sen Ankara’ya parsel parsel sattın’ diyen ve yanında ‘ak saçlı’ olarak tuttuğun, bu sözü söylediğinde ve devamında Cumhurbaşkanlığı İstişare Heyetinde bulunmuş, partinin en başta seninle beraber 3 kurucusundan biri olan birisi ‘Ağzımı açtırtmasın’ dediği Melih Gökçek’i istifa ettirip savcıya vermiyorsan sonra da ‘sus payı’ diye onun oğluna milletvekilliği makamı veriyorsan, bir gün çalışmamış 1 kuruş kazanmamış, tek becerisi hakaret ve iftira atmak olan birisini, Melih Gökçek korkusuna milletvekili yapıyorsan ondan sonrası tutup da başkentte, Ankara’da konuşmayacaksın. Bu söylediklerinin tamamı, ahlaki üstünlüğün Cumhuriyet Halk Partisi’nde olduğunu tescil eden beyanlardır.”

“ERDOĞAN, TELEFONLA CEZAEVİNE DAVET EDİLMİŞTİ”

Genel Başkan Özel, Erdoğan’ın ‘parti kapatma’ açıklamaları hakkındaki soruya şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bugün Sayın Erdoğan’ın açıklamalarının tamamını talihsiz açıklamalar olarak değerlendiriyorum. Nasıl aynı kefeye koyuyorsun? Haydi, aynı kefeye koyalım. Eğer Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımızı Sayın Erdoğan gibi tutuksuz yargılasalardı bu lafları söyleyecek miydik? Yargılandı, ceza aldı, bir şey yok. Yargıtay’a gitti. Yıllarca bekledi, bir şey yok. Ceza kesinleşti, telefonla cezaevine davet edildi. Cezaevinde yanında yatacak kişiyi bile seçti. Bütün cezaevine mangalda balık yaptırdı. Cezaevinde şiir kaseti çekti. Şimdi bir yanda bu, bir tarafta 12 metrekarelik hücrede Türkiye’nin en yüksek güvenlikli cezaevinde her hakkında mahrum, tecrit edilen… Bırakın içeriye teyp soksun, ses kaydedeceksin. Daha önceden çekilmiş fotoğraflarını halen daha seçilmiş belediyeye başkanının İstanbul’un her yerinden indirteceksin, Sesini metrolardan kaldırtacaksın. Sonra da diyor ki ‘Biz her zaman hukuka saygılı olduk.’ O gün sana uygulanan hukuk tutuksuz yargılamaydı. Bir günden bir güne kapına gelip çalıp da seni, Emine Hanım’ı, çocuklarını uykudan sıçratıp, yatak odasına kadar dalıp, alıp da yatak odasından gözaltı yapıp, Ahmet Özer’e yapıldığı gibi ya da Ekrem İmamoğlu’nu evinin kapısından alıp, kolunda iki polisle birlikte video çeke çeke ‘Haydi hastaneye, sağlık kontrolüne, oraya, buraya. Sonra da haydi bakalım Silivri’ye’... Bu muameleyi gördün mü sen? Diyor ki ‘Bize yapıldı, biz hukuk içinde mücadele ettik.’ Haydi o zaman Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu ifadelerini yeni bir adım olarak görüyorum. Kendisine yapılan muameleyi Ekrem İmamoğlu’na yapsın, bundan sonra bir kelime benim ağzımdan bu konuda eleştiri duymayacak. Ama insaf yahu. Düşman hukuku uyguluyorsunuz. Kimsenin kimseye yapmadığını yapıyorsunuz. Bolsonaro’nun Brezilya’da Lula’ya yaptığını yapacaksın. Putin’in muhaliflerine yaptığını yapacaksın. İsrail’de Filistinli tutuklulara yapılan muameleyi arkadaşlarımıza yapacaksın. Ondan sonra geleceksin; ‘Biz de buralardan geçtik. Hukuk içinde mücadele verdik.’ Yap tutuksuz yargılama, hukuk içinde vereceğim mücadeleyi. Diğer taraftan eşlerle, çocuklarla uğraşılıyor.”

“100’ÜNCÜ KEZ TAPULARI SORUYORUZ, CEVAP YOK”

“Ey Sayın Erdoğan, Adalet Bakanı’na soru soruyoruz tapularıyla ilgili. Cevap vermek yerine aktifleri gösterip, pasifleri gizleyerek açıklama yapıyor. Kendisini savunabilen bir bakanın yok. Verdiğim ID numaralarının ona ait olduğunu o gün Murat Kurum’un bakanlığı o dakika yalanlayabilirdi. 100’üncüye soruyoruz, yok. O cevap konuşmasında diyor ki ‘Muhittin Böcek de Özgür Özel’e şu iftirayı atacak. Ama daha zamanı var.’ ‘Ama daha zamanı var.’ Hangi iftirayı? O söylediğini altı ay önce Muhittin Böcek’in önüne dayadılar. ‘Saçmalama kardeşim. Ne Özgür Özel oradaydı, ne bir şey. Rahmetli Ferdi Zeyrek çağırdı. Konum attı, bürosuna gittim. Proje anlattım, döndüm’ diyor. Oradan Özgür Özel iftirasını atacak ama ‘daha zamanı var.’ ‘Daha zulüm edeceğim’ diyor. Bu laftan bir gün sonra Muhittin Böcek’in korumalarını, şoförlerini, özel kalemini tutukluyorlar. Hem de Antalya’da yürüyen bir dava varken, İstanbul’dan yetkisiz şekilde gözaltına alıp götürüyorlar. ‘İftira at’ diyorlar. Çocuklar normal beyanlarından tatmin olmuyorlar. Onları içeri atıyor. Şimdi onu iftiracı yapmaya çalışıyor. Erdoğan sen bunları görüyor musun, duyuyor musun? Bu mu siyasi rekabet? Bu kadar mı düştün? Özgür Özel’i susturamıyorsun, Özgür Özel’i siyaseten yenemiyorsun, anketlerde geçemiyorsun diye buna mı tenezzül ediyorsun? Bu kadarını? Artık bunu söylettirdin yani. Sen benimle baş edemiyorsun, Akın’ın üzerinden şoförlere iftira attırmak suretiyle uğraşıyorsun. Senin bakanın bilgi notu yolluyor, yolladığı bilgi notunun tarihinde, bana ‘Genel Başkan’ diyor ama Genel Başkan değilim. ‘Milletvekili’ diyor, karar verici ben değilim. ‘Birisine aracılık etti’ diyorlar, başkasına ne aracılık edecek? Bu kadar yalana saparak bir şeyler yapan birisinin, bir de tutup şimdi bu sözleri söylemesi nasıl bir şey yahu? Bu kadar ayıbı, yalanı, hakareti, iftirayı sahiplenmek ve benimsemek nasıl bir şey? İnsan gerçekten üzülüyor, insan gerçekten 24 yıldır ülkeyi yöneten birisinden bu kadar acizliği beklemiyor, bu kadar haksızlığı da beklemiyor. Olacak iş değil.”

“GÜNDELİK SİYASETLE İLİŞKİLENDİRMİYORUZ”

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, AYM’ye gerçekleştirdiği ziyaret hakkındaki soruya ise şöyle cevap verdi:

“Efendim şöyle; Anayasa Mahkemesi ziyareti ya da Yüksek Yargı ziyaretleri hassas ziyaretler. Bu ziyareti bir nezaket, makama saygı, o makamdaki kişilere saygı, görevlerine duyulan saygı ve güven çerçevesinde yapıyoruz. Gündelik siyasetle bunları ilişkilendirmekten özellikle uzak duruyoruz. Teşekkür ederiz arkadaşlar.“


CHP GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL, AYM BAŞKANI KADİR ÖZKAYA’I ZİYARET ETTİ