30.04.2026
CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, "1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü" mesajında, "Sömürü sarmalına karşı tek çıkış yolu ve bugün görevimiz, emeği yeniden kurucu bir siyasal özne olarak tanımlamak, sosyal adaleti ve liyakati esas alan yeni bir toplumsal sözleşmeyi hayata geçirmektir. Çocukların üretim bantlarında değil okul sıralarında olduğu, emeğin güvenceye kavuştuğu bir Türkiye’yi kuracak iradeye sahibiz. 1 Mayıs, Taksim’den ülkemizin her atölyesine uzanan emeğin özgürlük manifestosudur. Yarının Türkiye’sini, bugünden emeğin sarsılmaz gücüyle omuz omuza kuracağız. Yaşasın 1 Mayıs. Yaşasın örgütlü mücadelemiz" dedi.
CHP İşçi, Memur Sendikaları ve Emek Bürolarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla yayımladığı mesaj şöyle:
"1 Mayıs; emeğin tarihsel hafızası ile sömürü sistemini elinde tutan egemen erklerin; küresel kuşatması arasındaki sarsılmaz çelişkinin en berrak siyasal eşiğidir. 19. yüzyılın sanayi karanlığından 1977 Taksim’inin onurlu direnişine uzanan her mücadele, bugün Türkiye’de kurulan ve AKP İktidarı tarafından kalıcılaştırılmak istenen ucuz emek rejimine karşı duruşumuzun tarihsel omurgasıdır.
Geçmişin endüstriyel kırım sahnelerinden bugünün dijital emek sömürüsüne uzanan süreçte, sermaye birikim modelleri değişse de emeğin mülksüzleştirilme karakteri aynı kalmıştır.
Küresel ölçekte savaşlar ve yıkımlar, artık sermaye birikiminin yeni araçlarıdır. Orta Doğu’dan Avrupa’ya uzanan çatışma hatları; enerji krizleri ve enflasyon dalgalarıyla emeği daha kırılgan hale getirmektedir. Türkiye’de ise bu küresel tablo, AKP İktidarının bilinçli tercihleriyle sistematik bir emek düşmanlığına dönüşmektedir. Güvencesiz çalışma bir kural, sendikasızlaştırma bir devlet politikası, grev yasakları ise bu sömürü düzeninin kalkanı haline getirilmiştir.
Buna en yakın örnek ise; Doruk Madencilik İşçilerinin direniş ile birlikte; Ankara’da gayrı resmi sıkıyönetim ilan edilmesi ve İzmir Temel Conta'da direnen bir avuç kadın işçinin iç güvenliği tehdit ve huzuru bozma gerekçesiyle gözaltına alınması ve şu an ülkemizdeki pek çok direnişi örnek verebiliriz.
Diğer yandan MESEM uygulamalarıyla çocuk emeğine el koyan, iş cinayetlerini “kader” söylemiyle örtbas eden bu otoriter çalışma rejimi, toplumsal bir çürümenin kaynağıdır. Emeğin yaşam hakkının dahi korunmadığı bu düzen, yalnızca bir ekonomik krizin sonucu olmaktan öte; emeğin siyasal alandan dışlanması için kurulan bilinçli bir kumpastır. Bu sömürü çarkına karşı durmak, sadece ekonomik bir talep değil, kurumsal bir demokrasi mücadelesidir.
AKP iktidarı, Türkiye’yi emeğin sistemli bir biçimde mülksüzleştirildiği, kuralsızlığın kural haline getirildiği ve güvencesizliğin normalize edildiği yeni bir sömürü rejimine hapsetmiştir. Bu "kara düzen", sadece ekonomik bir krizin sonucu olarak okunmaz; sendikal hakların budandığı, grevlerin yasaklandığı ve asgari ücretin temel geçim standardı haline getirildiği bilinçli bir siyasal tercihtir. Modern kölelik koşullarını anımsatan bu modelde, sermaye birikimi iş cinayetleri ve yoksulluk üzerinden yükselirken; sosyal devlet, sadaka kültürüyle tasfiye edilmiştir.
Bu sömürü sarmalına karşı tek çıkış yolu ve bugün görevimiz; emeği yeniden kurucu bir siyasal özne olarak tanımlamak, sosyal adaleti ve liyakati esas alan yeni bir toplumsal sözleşmeyi hayata geçirmektir. Çocukların üretim bantlarında değil okul sıralarında olduğu, emeğin güvenceye kavuştuğu bir Türkiye’yi kuracak iradeye sahibiz.
1 Mayıs; Taksim’den ülkemizin her atölyesine uzanan emeğin özgürlük manifestosudur. Yarının Türkiye’sini, bugünden emeğin sarsılmaz gücüyle omuz omuza kuracağız.
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın örgütlü mücadelemiz!"
03.01.2026
02.01.2026
19.12.2025
17.11.2025
17.11.2025
05.01.2023
05.01.2023